Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Hedefi İçin Yatırımlar Artmalı

Türkiye’nin 2053 net sıfır karbon hedefine ulaşabilmesi için enerji dönüşüm yatırımlarının artırılması gerektiği belirtildi.

İstanbul’da düzenlenen bir basın toplantısında SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin 2053 yılına kadar net sıfır karbon hedefine ulaşabilmesi için enerji dönüşüm yatırımlarının önemli ölçüde artırılması gerektiğini ifade etti. Bağ, yıllık yatırım tutarının, geçmiş dönemdeki ortalama enerji yatırımlarının yaklaşık 2,5 katına çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Toplantıda, Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Bağ, 2026 yılı ve sonrasına yönelik öngörülerini paylaştı. Yenilenebilir enerji alanında sağlanan ilerlemenin korunmasının kritik önemde olduğunu belirten Bağ, yatırım hızının yüksek kalmasının beklendiğini, ancak lisanssız üretimdeki şebeke kısıtlamaları nedeniyle yeni kapasite tahsisinin yapılamadığını hatırlattı.

Bağ, 2026 yılında depolamalı yenilenebilir enerji santralleri ve hibrit tesislerin daha yaygın hale geleceğini öngördü. Ayrıca, deniz üstü rüzgar enerjisi için fizibilite çalışmalarının ardından yeni bir Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) sürecinin başlatılabileceğini dile getirdi.

Enerji dönüşümündeki şebeke yatırımlarının önemine dikkat çeken Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızının artık iletim ve dağıtım şebekelerinin büyüklüğüne ve zamanlamasına bağlı hale geldiğini belirtti. Piyasa esnekliğinin temel unsurlardan biri haline geldiğini vurgulayan Bağ, piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya geçişin başladığını ve bu sürecin hız kazanacağını kaydetti.

Dağıtım şebekesinin modernizasyonunun bu yılın en kritik konularından biri olduğunu ifade eden Bağ, iletim şebekesindeki hedeflerle uyumlu bir dönüşümün gerçekleştirilmesinin enerji dönüşümü açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarının artışıyla birlikte şebeke yönetiminin 2026’dan itibaren daha karmaşık bir yapıya bürüneceğini ve bu durumun altyapı yatırımları ile dijitalleşmeyi zorunlu kılacağını söyledi.

2026 Uygulama Yılı Olacak

Enerji ve iklim politikalarında hedeflerin netleştiğini vurgulayan Bağ, 2026’nın uygulamaların öne çıkacağı bir yıl olacağını belirtti. Pilot uygulamanın ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında başlayacağını aktaran Bağ, enerji dönüşümünün sanayi ve ticaret politikalarını hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda daha güçlü bir şekilde şekillendireceğini ifade etti.

Kritik mineraller ve tedarik zincirlerinin stratejik öncelikler haline geleceğini belirten Bağ, elektrifikasyon alanında net hedefler ve yol haritalarına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için açık teşvik mekanizmaları ve düzenlemelerin gerekli olduğunu vurgulayan Bağ, sanayi, binalar ve ulaştırma sektörlerinin öncelikli alanlar olacağını kaydetti.

Yerli kömür ve kapasite mekanizması tartışmalarının arz güvenliği ile karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme getirdiğini belirten Bağ, kömürden aşamalı çıkış planları ile buna bağlı adil geçiş stratejilerinin hazırlanmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Fosil yakıtlara dayalı geçici çözümlerin uzun vadede kalıcı kilitlenme riskleri yaratabileceğine dikkat çekti.

Yeşil Finansman Vurgusu

Enerji dönüşümünde finansmanın belirleyici rolüne dikkat çeken Bağ, net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım ihtiyacının mevcut enerji yatırımı ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerektiğini belirtti. Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Bağ, bu tutarın küresel ölçekte erişilebilir finansman potansiyelinin oldukça sınırlı bir bölümüne karşılık geldiğini kaydetti.

Türkiye’nin uluslararası yeşil finansmandan daha fazla pay alabilmesi için kapsamlı bir yeşil finansman stratejisi geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Bağ, kaynak çeşitliliğini artıracak ve süreci koordine edecek merkezi bir yapının önemine işaret etti. Bu yapının bir “İklim Bankası” modeliyle kurgulanabileceğini dile getirdi.

Yatırımcı güvenini artıran, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa ortamının 2026 yılında kritik rol oynayacağını belirten Bağ, bu dönemin enerji dönüşümünde hızlanmanın ve politika uyumunun test edileceği bir eşik olacağını ifade etti. Ayrıca, Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) yalnızca iklim müzakereleri açısından değil, finansman ve teknoloji alanlarında da önemli fırsatlar sunacağını kaydetti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu