İklim Krizi Mevsimlik Tarım İşçilerini Tehdit Ediyor
İklim değişikliği, mevsimlik tarım işçilerinin yaşam koşullarını zorlaştırıyor ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor.
İklim değişikliğinin etkileri, toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Mevsimlik tarım işçileri, sıcak hava dalgaları ve seller gibi aşırı hava olaylarının yanı sıra, tarımsal ürün kaybı ve buna bağlı işçi fazlası gibi sosyoekonomik şoklardan da olumsuz etkileniyor. Tarımsal üretimde yaşanan kayıplar, işçilerin gelirlerini ve hareket kabiliyetlerini doğrudan etkileyerek yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Temel haklara erişim sağlayacak sosyal politikalar olmadan, iklim değişikliğine uyum sağlamak, sayıları bir milyonu aşan gezici mevsimlik tarım işçileri için neredeyse imkânsız görünüyor.
Türkiye’de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini en çok hisseden gruplardan biri, gezici mevsimlik tarım işçileri. Büyük ölçüde yoksul ve güvencesiz etnik azınlıklardan ya da göçmenlerden oluşan bu işçilerin sayısının bir milyonu aştığı tahmin ediliyor. Aşırı hava olaylarına maruz kalan bu işçiler, genellikle açık alanlarda yaşayıp çalışıyorlar.
Sıcak hava dalgaları ve seller, iklim değişikliğinin en belirgin olumsuz etkileri arasında yer alıyor. Ancak mevsimlik tarım işçileri, daha az görünür olan sosyoekonomik etkiler karşısında da oldukça kırılganlar. 2025 yılında Türkiye’nin birçok ilinde etkili olan, Malatya’da kayısı, Karadeniz’de fındık, Ege’de ise üzüm, kiraz ve şeftali gibi mahsullere büyük zarar veren zirai don felaketi gibi olaylar, bu işçilerin iş bulamamasına ya da her zamankinden daha olumsuz koşullarda çalışmak zorunda kalmalarına neden oluyor.
İklim krizi, toplumdaki eşitsizlikleri daha da derinleştirirken, kırılgan grupların yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. Saha deneyimleri, bu kırılganlığın yalnızca aşırı olaylara özgü olmadığını, çoğu zaman görünmez kalan gündelik bir şiddet biçimine dönüştüğünü gösteriyor. Bu nedenle tarım ürünlerini kurtarmaya yönelik iklim değişikliği uyum politikaları, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını çözmekte yetersiz kalıyor. Sağlıklı bir çevrede barınmak, belirli haklar çerçevesinde ve makul bir ücret karşılığında çalışmak gibi temel haklara erişim sağlanmadığı sürece, işçilerin kırılganlığını azaltmak ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale getirmek mümkün olmayacak.
Mevsimlik tarım işçilerinin büyük bir kısmı, açık alanlarda kurdukları çadırlarda yaşıyor. Bu durum, aşırı yağış veya dolu gibi hava olaylarından etkilenmelerine neden oluyor. Aşırı sıcaklar karşısında da korunmasız kalıyorlar. Çoğu zaman, bulundukları yerlerde bir ağacın altına sığınma imkanları dahi olmuyor. Aşırı yağışlar sırasında çadırları sele kapılabiliyor veya su altında kalabiliyor; bu da insanların hayatını tehlikeye atıyor.
Son zamanlarda yaptığımız bir saha ziyaretinde, fındıkta çalışan işçi çadır alanlarında içme suyu bulunmadığını gözlemledik. Güneş altında bütün gün geçiren bu insanlar, akşam saatlerinde suyun geleceğini belirttiler. Bu durum, ‘aşırı’ olarak tanımlanamayacak bir hava olayının bile, bu kırılgan grup tarafından ekstrem bir olay olarak deneyimlenebileceğini gösteriyor.
Aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin en belirgin etkileri arasında yer alıyor. Ancak bunların yanı sıra, olumsuz sosyoekonomik etkiler de söz konusu. Mevsimlik bir işçinin kazancı, çalıştığı gün sayısına veya yaptığı iş miktarına bağlı. Ancak ürünleri etkileyen aşırı sıcak, aşırı yağış veya don gibi hava olayları, iş imkanlarını doğrudan kesiyor. Bu nedenle işçiler, her yıl gittikleri bir bölgeye gidemiyor ve bir aylık kazançlarından mahrum kalabiliyorlar.
Türkiye’de tarımsal üretimin iklimden etkilenmesi, yalnızca üreticileri değil, işçileri de zor durumda bırakıyor; kazançlarını azaltarak yoksullaştırıyor. Bu durum, sistemsel sonuçlar doğuruyor. Gezici mevsimlik işçi dağılımında bir denge bulunuyor; hangi bölgede çalışacakları büyük ölçüde belli ve oraya gidince iş bulmayı bekliyorlar. Ancak tarımsal ürün kaybı yaşandığında ve çalışacak iş bulamadıklarında, başka bir bölgeye gitmek zorunda kalıyorlar. Örneğin, Afyon’a kiraz toplamaya gelen işçi sayısının iki katına çıkması, işçi sayısı ve iş miktarı dengesini bozarak sistemsel bir şok yaratıyor. Bu durumda ya ücretler düşüyor ya da çalışılan gün sayısı azalıyor. Ayrıca daha güçlü işçiler tercih edilebiliyor. Bazı aileler, planladıklarından daha az para kazanıyorlar. Bu durum, iş için göç etmeye devam edemez hale gelmelerine neden oluyor. Mevsimlik tarım işçiliği, mobil bir iş biçimi olmasına rağmen, iklim değişikliğinin etkileriyle sürdürülemez hale gelebiliyor.
Mevsimlik tarım işçileri, işçi ihtiyacının olduğu bölgelere göç ediyorlar. İlk işçi ihtiyaçları genellikle ekimin başladığı bahar aylarında, güneyde, Çukurova bölgesinde ortaya çıkıyor. Bu bölgede yoğun bir işçi göçü yaşanıyor. Ardından bazıları bölgede kalırken, diğerleri İç Anadolu’da Nevşehir, Niğde, Yozgat, Konya gibi illere doğru göçe devam ediyor. Haziran ayında Afyon’a kiraz toplamaya veya Malatya’ya kayısıya gidenler, Ağustos ayında fındık toplamak için kuzeye çıkıyorlar. Fındıktan sonra Güneydoğu’da pamuk veya fıstık toplama ve güneyde narenciye zamanı geliyor. Zaman zaman bu döngüye yeni ürünler de dahil olabiliyor; örneğin güle veya üzüme gidenler de oluyor. Şu anda Denizli civarında yeniden tütün ekimi başladığı için bu dönemde tütün kırmaya gidiyorlar.
Ancak bunu sürdüremeyen ve bazı bölgelerde immobilize olanlar da mevcut. Bu gruplar genellikle arabaya veya yola dahi para veremeyen, en yoksul ailelerden oluşuyor. Genellikle az sayıda çocuğu olan ve ailedeki emek gücü zayıf olan aileler, örneğin Konya ovasında immobilize olan Suriyeli ailelerdir. Suriyelilerin ayrıca kayıtlı oldukları şehirde çalışmaları gerekiyor. Geçici koruma statüsünün getirdiği kuralların ihlali ve yakalanma korkusu, onları belirli bir yerde tutabiliyor. Mevsimlik tarım işçiliği, Türkiye’de tarihi uzun bir olgu. Osmanlı döneminde pamuk toplamaya Çukurova’ya veya incir toplamaya İzmir’e giden işçiler vardı. Ancak son 20-30 yılda Türkiye’deki tarımsal yapının ve ürün örgülerinin değişmesiyle birlikte mevsimlik tarım işçilerine olan ihtiyaç arttı. Aynı zamanda belirli bölgelerdeki yoksullaşma, güvencesizlik ve zorunlu göç, insanların mevsimlik tarım işçiliğine yönelmesine neden oldu.
Mevsimlik tarım işçilerinin hakları konusunda çok temel eksiklikler bulunuyor. Sağlıklı bir çevrede kalabilmek, iş sözleşmesine sahip olmak ve belirli bir seviyede gelir elde edebilmek gibi haklar, bu işçiler için hayati önem taşıyor. İklim değişikliğine uyum politikalarından söz ederken, öncelikle ürünleri kurtarmaya odaklanılıyor. Bu elbette olumlu bir etki yaratıyor, ancak hem üreticiyi koruyacak hem de işçilerin haklarını aramalarına olanak tanıyacak kolektif örgütlenmelere ihtiyaç var. Eşitlikçi sosyal politikalar geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Eğer eşit yurttaşlık politikalarıyla temel bir gelire erişimlerini ve temel haklardan faydalanmalarını sağlayamazsak, ne iklim değişikliği kaynaklı kırılganlıklarını ne de genel kırılganlıklarını azaltabiliriz.




