Trump’ın acil durum emri şebekede belirsizlik yarattı
Trump’ın acil durum emri, enerji depolama ve şebeke ekipmanı projelerinde gecikme riskini artırıyor; ABD’nin elektrik arzında belirsizlik büyüyor.
Trump’ın acil durum emri, ABD’deki enerji depolama ve elektrik şebekesi yatırımlarının geleceğine ilişkin belirsizliği artırdı. BloombergNEF enerji depolama analisti Isshu Kikuma, hangi projelerin gecikeceği veya iptal edileceğini kesin olarak söylemek için henüz erken olduğunu belirtti. Buna karşın, finansmanı tamamlanan ya da inşaat aşamasına geçen büyük ölçekli enerji depolama projelerinin toplam kapasitesinin 23 gigavatı aştığını, en kötü senaryoda bunların bir bölümünün kısa vadede gecikme veya iptal riskiyle karşılaşabileceğini söyledi.
Geliştiriciler, olası kısıtlamaları aşmak için Çin dışındaki pil tedarikçilerine yöneliyor. Ancak ABD’deki üretim kapasitesi hızla büyüse de fiyat ve hacim bakımından Çin’le rekabet edemiyor. Çin, dünya genelindeki lityum iyon pil hücrelerinin yaklaşık yüzde 80’ini sağlıyor.
Sektör şirketleri riskleri azaltmak için farklı tedarik modellerini de değerlendiriyor. Bunlardan biri, temel ekipmanı satın alıp kontrol sistemleri ve yazılım gibi “akıllı” bileşenleri ABD’den veya yürütme emrinin hedef almadığı ülke ve şirketlerden temin etmek. Ancak pil üniteleriyle bunların kontrol ve iletişim sistemlerini birbirinden ayırmak her zaman kolay değil. Bazı üreticiler, kendi kontrol teknolojilerinin başka şirketlerin çözümleriyle değiştirilmesini zorlaştırıyor.
Emrin kapsamı yalnızca pillere uzanmıyor. Güneş, rüzgâr ve batarya sistemlerini şebekeye bağlayan invertörler, trafo merkezlerinden veri merkezlerine kadar kullanılan transformatörler ve şalt ekipmanları da düzenlemenin hedefinde bulunuyor. Ayrıca elektrik sistemine bağlanan kritik bileşenler, yazılım, aygıt yazılımı, dijital hizmetler, bakım hizmetleri ve uzaktan erişim imkânları da kapsama alınabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
BloombergNEF değerlendirmesine göre Çin’in bu teknolojilerdeki ağırlığı, bataryalardaki kadar yüksek değil. Hâlihazırda artan şebeke talebi nedeniyle arz sıkıntısı yaşanan transformatör ve şalt ekipmanları çoğunlukla listede yer alan 24 ülke dışındaki Brezilya, Kanada, Almanya, Meksika ve Güney Kore gibi ülkelerdeki üreticilerden geliyor. Buna karşılık, 2025’te ABD’nin invertör ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı, Güneydoğu Asya ve Hindistan’da Çinli şirketlerin sahip olduğu fabrikalardan yapıldı.
Gümrük vergileri ve yabancı kuruluşlarla bağlantılı tedarik kısıtlamalarının baskısı altındaki ABD’li alıcılar, invertörler için de alternatif kaynak arıyor. Bu arayış, Trump yönetiminin temmuz ayında tüm yabancı üretimi yeni invertörleri yasaklama ihtimalini gündeme getirmesiyle daha da önem kazandı. Ancak söz konusu sınırlamaların kapsamı henüz netleşmiş değil.
Benzer bir belirsizlik, Trump’ın ilk başkanlık döneminde de yaşandı. 2020’de yabancı üretimi toplu elektrik sistemi ekipmanlarına yönelik benzer bir yasak, hangi ürünlerin yasadışı sayılacağının açıkça belirtilmemesi nedeniyle piyasada paniğe yol açtı. Biden yönetimi, uygulamaya geçmeden önce bu düzenlemeyi 2021’de yürürlükten kaldırdı.
Bu deneyimin, Enerji Bakanlığı yetkililerine kapsamlı yasakların yaratabileceği karmaşa konusunda önemli bir fikir verdiği belirtiliyor. Yetkililerin bir yandan gerçek siber güvenlik risklerini ele alırken diğer yandan ABD elektrik şebekesinin güvenilirliğini ve elektriğin erişilebilir fiyatla sunulmasını koruması gerekiyor.
ABD’nin artan elektrik ihtiyacı, özellikle yönetimin desteklediği veri merkezlerinin büyümesinin sürmesi açısından kritik önem taşıyor. Yeni doğal gaz santrallerinin devreye alınma takvimi 2030’lu yılların başına kadar uzanırken, Trump’ın görev süresinin kalan bölümünde ülkenin elektrik arzını artırmak için güneş, rüzgâr ve enerji depolama dışında belirgin bir alternatif bulunmadığı değerlendiriliyor.



