Vacheron Constantin × The Met: Üç Eser, Yeni Bir Model
Vacheron Constantin × The Met ortaklığındaki 18 aylık Artisan Residency, üç sanatçının ahşap, seramik ve metali yeniden yorumladığı eserlerle sonuçlandı.
Vacheron Constantin ile The Metropolitan Museum of Art’ın 18 aylık Artisan Residency programı, üç yeni eserin tamamlanmasıyla ilk sonuçlarını verdi. Aspen Golann, Ibrahim Said ve Joy Harvey tarafından hazırlanan çalışmalar; ahşap, seramik ve metal gibi farklı malzemeler üzerinden geleneksel zanaatların günümüzde nasıl yeniden yorumlanabileceğini ortaya koyuyor.
Program, lüks markaların kültür alanındaki rolüne ilişkin alışılmış sponsorluk modelini de yeniden gündeme taşıyor. Vacheron Constantin bu projede yalnızca bir sergiye veya etkinliğe destek vermekle kalmadı; sanatçıların araştırma yapmasına, uzmanlarla çalışmasına ve yeni eserler üretmesine imkân sağlayan bir ortam sundu.
Sanatçılar müze koleksiyonları ve ustalıkla buluştu
Küresel açık çağrı sonucunda seçilen Aspen Golann, Ibrahim Said ve Joy Harvey, programın ilk aşamasında The Met’in koleksiyonlarını ve uzmanlık alanlarını inceledi. Sanatçılar daha sonra Cenevre’de Vacheron Constantin’in zanaatkârlarıyla bir araya gelerek üretim süreçlerini geliştirdi.
Mayıs 2025 ile Ekim 2026 arasındaki araştırma ve üretim döneminin sonunda üç eser ortaya çıktı: “Vessels”, “Shaping Time” ve “Ruined Splendour – Bronze Diadem”. Çalışmalar, 8 Ekim’de The Met’te düzenlenen etkinlikte sanatçılar tarafından tanıtıldı. Projenin temel yaklaşımı, geleneği olduğu gibi korumak yerine onu yeni biçimler ve malzemeler aracılığıyla canlı tutmak oldu.
Ahşap, seramik ve metal üzerinden üç farklı yorum
ABD’li mobilya tasarımcısı ve ahşap ustası Aspen Golann, “Vessels” başlıklı çalışmasında fıçı yapımı, ahşap oyma ve mobilya süsleme tekniklerini bir araya getirdi. Bas-rölyef yöntemiyle hazırlanan ve yaklaşık iki metre yüksekliğe ulaşan anıtsal vazolar, buharla bükülen ahşap parçalarla oluşturuldu. Erken dönem Amerikan mobilyalarından alınan biçimler ile 17. yüzyıl nakışlarından uyarlanan motifler, asimetrik ve büyük ölçekli formlara taşındı.
Mısır kökenli ABD’li seramik sanatçısı Ibrahim Said ise “Shaping Time” adlı üç katmanlı dikey heykelinde Antik Mısır ve İslam sanatının biçim anlayışlarını birleştirdi. Kahire’nin seramik geleneğiyle öne çıkan Fustat bölgesinden gelen bir çömlekçi ailesinin mensubu olan Said, The Met koleksiyonundaki üç eserden ilham aldı. Modelleme ve gravür tekniklerini lake seramik üzerinde uygulayan sanatçı, zamanı doğrusal bir süreç yerine geçmişi, bugünü ve ölüm sonrasını bir araya getiren döngüsel bir yapı olarak ele aldı.
İngiliz-İtalyan mücevher sanatçısı Joy Harvey’nin “Ruined Splendour – Bronze Diadem” adlı eseri ise düzen ile yıkım arasındaki karşıtlık üzerine kuruldu. Kimya eğitimi alan ve Floransa kuyumculuğunu Ermeni tekniklerle birleştiren Harvey, Vacheron Constantin’in guilloché ustalarıyla çalışarak tekrar, düzen ve kusursuzluk ilkelerini inceledi. Ardından bu düzeni bilinçli biçimde bozdu.
Bronz, bakır, kalay, altın ve gümüş kullanılan taç; dövme, keski işi ve metal laminasyonu yöntemleriyle biçimlendirildi. Doğayı simgeleyen altın dikenler ile insan kaynaklı yıkımı temsil eden parçalar, aynı eserde güzellik ve harabiyet fikrini buluşturdu.
Sponsorluktan üretim ortaklığına
Vacheron Constantin ile The Met arasındaki ilişki 2023 yılında başladı. Eğitim programları, özel etkinlikler ve müze koleksiyonundaki eserlerden esinlenen saat projeleriyle gelişen bu iş birliği, Artisan Residency ile daha üretim odaklı bir aşamaya geçti.
Bu modelde The Met yalnızca kültürel prestij sağlayan bir kurum, Vacheron Constantin ise finansman sunan bir marka konumunda değil. Müze, koleksiyonlarını, bilimsel kaynaklarını ve küratoryal deneyimini paylaşırken saat markası teknik bilgisini, zanaatkârlarını ve atölye kültürünü sürece dahil ediyor.
Geleneksel sponsorlukta marka, önceden hazırlanmış bir serginin veya etkinliğin yanında görünürlük kazanır. Yeni kültürel patronaj anlayışında ise görünürlük, üretim sürecinin sonucuna dönüşüyor. Sanatçıya yalnızca tanınırlık değil; araştırma zamanı, malzeme bilgisi, usta zanaatkârlara erişim ve eserini kamuoyuyla buluşturma imkânı sağlanıyor.
Vacheron Constantin için zanaatın stratejik önemi
1755’ten bu yana üretimini sürdüren Vacheron Constantin için bilgi aktarımı, sonradan geliştirilmiş bir iletişim yaklaşımından çok markanın temelini oluşturan bir unsur. Guilloché, mine, gravür ve taş mıhlama gibi Métiers d’Art teknikleri; usta-çırak ilişkisi, tekrar ve uzun süreli uygulama sayesinde yaşatılabiliyor.
Bu nedenle bir sanatçıya yatırım yapmak, Vacheron Constantin’in kendi üretim anlayışını kültür alanına genişletmesi anlamına geliyor. Programın dikkat çeken yönü ise zanaatı yalnızca geçmişten kalan ve korunması gereken bir miras olarak sunmaması. Golann bezeme geleneğini ölçek değiştirerek dönüştürürken Said farklı dönemleri tek bir formda buluşturuyor; Harvey de öğrendiği kusursuz tekniği bilinçli bir bozulmayla yeniden kurguluyor.
Bu yaklaşımda zanaat, vitrinde saklanan durağan bir kalıntı değil; değişen koşullara uyum sağlayan ve yeniden yazılabilen canlı bir ifade biçimi olarak ele alınıyor.
Bir saat markası kültürel aktör olabilir mi?
Vacheron Constantin bir müze ya da vakıf değil. Ancak Artisan Residency Programme aracılığıyla kültürel kurumların üstlendiği bazı işlevleri yerine getiriyor: Sanatçıların jüri yoluyla seçilmesini sağlıyor, araştırma sürecini destekliyor, uzmanlık paylaşımını mümkün kılıyor, yeni eserlerin üretimine katkıda bulunuyor ve bu çalışmaları kamuoyuna sunuyor.
Bu nedenle lüks markalar için gelecekteki ölçüt, kültür dünyasında ne kadar görünür olduklarından çok üretim ekosistemine ne kattıkları olabilir. Vacheron Constantin × The Met iş birliğini önemli kılan da yalnızca ortaya çıkan üç eser değil, bu eserlerin üretilmesini mümkün kılan ortak çalışma modeli.
Kaynaklar: The Metropolitan Museum of Art’ın 15 Eylül 2026 tarihli açıklaması; Vacheron Constantin’in “Met Artisan Residency Programme” bilgileri; The Metropolitan Museum of Art’ın Vacheron Constantin Artisan Residency programına ilişkin materyalleri.




