AB, CBAM’ı Aşağı Akım Ürünlere Genişletiyor: Türkiye İçin 2028 Uyarısı
AB, CBAM’ı aşağı akım ürünlere genişleterek Türkiye sanayisini 2028 için uyarıyor. Yeni düzenlemeler ve etkileri hakkında detaylar.
Avrupa Birliği, Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulamasını sadece temel hammaddelerle sınırlı tutmaktan vazgeçerek çelik ve alüminyum gibi metal yoğun mamul ve ara ürünleri de kapsayacak şekilde genişletmeye hazırlanıyor. AB Konseyi, 12 Haziran 2026’da bu konudaki pozisyonunu belirleyerek, düzenlemenin kapsamının seçili aşağı akım ürünlere yayılmasını ve kuralların dolanmasına karşı önlemlerin artırılmasını öngörüyor. Bu gelişme, Türkiye’deki metal yoğun sanayi tedarikçileri için 2028 yılına kadar yeni bir hazırlık sürecinin başlangıcını işaret ediyor.
AB Konseyi, 12 Haziran 2026’da CBAM’ın kapsamını genişletme ve dolanma girişimlerine karşı güçlendirme yönünde bir pozisyon kabul etti. Bu durum, düzenlemenin yalnızca demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen gibi mevcut temel sektörlerle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Yeni düzenleme, özellikle çelik ve alüminyum içeriği yüksek aşağı akım ürünleri hedef alıyor. Bu nedenle, konu artık yalnızca çelik ve alüminyum üreticileri için değil, bu girdileri kullanarak makine, ekipman, bileşen, bağlantı elemanı, ev aletleri veya sanayi ara malı üreten firmalar için de büyük önem taşıyor.
Bu yazıda, CBAM’ın genel işleyişi değil, mekanizmanın 2026 kesin dönemini, sertifika fiyatını ve karbon maliyetinin ihracata yansımasını daha önceki analizlerimizde detaylandırmıştık. Avrupa sanayisinin işlenmiş ürünlere genişletme talebini de daha önce ele almıştık. Konsey’in 12 Haziran pozisyonu, bu talebi resmi müzakere zeminine taşırken, süreci somut bir takvime bağlıyor.
Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te sunduğu ilk pakette, CBAM kapsamının yaklaşık 180 çelik ve alüminyum yoğun aşağı akım ürüne genişletilmesi önerilmişti. Komisyon, bu ürünleri sanayi tedarik zincirlerinde yaygın olarak kullanılan, yüksek çelik ve alüminyum içeriğine sahip ürünler olarak tanımladı.
Bu ürün grubu arasında ağır makine bileşenleri, metal bağlantı elemanları, silindirler, sanayi tipi radyatörler, döküm makineleri ve çeşitli makine parçaları öne çıkıyor. Daha sınırlı bir bölümde ise hane tipi cihazlar ve beyaz eşya benzeri ürünler yer alıyor.
Konsey’in 12 Haziran pozisyonu, bu listeyi nihai kanun metni haline getirmiyor. Bunun yerine, ürün listesini güncelleyerek Komisyon’a yeni aşağı akım ürünlerin yıllık olarak değerlendirilmesi yetkisini veren bir müzakere pozisyonu belirliyor. Ayrıca, iç pazarda beklenmedik koşullar oluştuğunda bir ürünün CBAM kapsamından çıkarılması sürecini daha net bir şekilde tanımlıyor. Bu nedenle, şirketler açısından kritik olan, yalnızca mevcut ürün listesini izlemek değil; kendi GTİP ve CN kodlarının 2028’e kadar nasıl konumlanabileceğini de takip etmektir.
Konsey metninde kapsam genişlemesinin kritik hükümleri için uygulama tarihi 1 Ocak 2028 olarak belirlenmiştir. Bu tarih, düzenlemenin hemen yürürlüğe gireceği anlamına gelmiyor. Ancak sanayi şirketleri için iki yıl, ürün kodu analizi, tedarikçi veri zinciri, gömülü emisyon hesapları ve müşteri raporlama taleplerine uyum açısından uzun bir süre değildir.
CBAM’ın mevcut kesin dönemi 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle AB ithalatçıları, karbon maliyetini, beyan süreçlerini ve doğrulama gerekliliklerini iş modellerine dahil etmeye başlamıştır. 2028 genişlemesi, bu baskının metal yoğun mamul ve ara mal üreticilerine doğru yayılabileceğini göstermektedir.
Türkiye açısından bu durum sadece bir çevre düzenlemesi değil; aynı zamanda AB pazarına erişim, fiyatlama, tedarikçi seçimi ve müşteri ilişkileri konusunu da kapsıyor. AB müşterileri, kendi CBAM yükümlülüklerini yönetebilmek için Türkiye’deki tedarikçilerinden daha ayrıntılı malzeme bileşimi ve gömülü emisyon verisi talep edebilir.
AB ile Türkiye arasındaki mal ticareti 2025’te 217,6 milyar euroyu aşarak rekor seviyeye ulaştı. Türkiye, AB’nin beşinci büyük mal ticaret ortağı konumunu korurken, Türkiye’nin ihracatının önemli bir kısmı AB pazarına yöneliyor.
Bu durum, CBAM genişlemesini Türkiye için makro düzeyde önemli kılmaktadır. Zira Türkiye’nin AB’ye ihracatında motorlu taşıtlar, makine, elektrikli ekipman, metal ürünler ve sanayi ara malları önemli bir yer tutmaktadır. Bu sektörlerin büyük bir kısmı çelik ve alüminyum girdilerine dayanıyor.
İlk etki, doğrudan karbon maliyeti olarak değil, veri talebi olarak hissedilecektir. AB’deki ithalatçı veya ana sanayi şirketleri, Türkiye’deki tedarikçilerinden ürünün çelik ve alüminyum içeriğini, kullanılan girdilerin menşeini, gömülü emisyon bilgisini ve doğrulanabilir hesaplama yöntemini talep edebilir.
Bu nedenle, 2028 gündemi yalnızca büyük ihracatçılar için değil, AB tedarik zincirinde ikinci ve üçüncü halka olarak yer alan KOBİ’ler için de önem kazanmaktadır. Bir parça üreticisi, doğrudan CBAM beyanı yapmasa bile AB müşterisinin tedarikçi puanlamasında karbon verisi nedeniyle ayrışabilir.
Konsey pozisyonunun bir diğer önemli başlığı, CBAM’ın dolanılmasını engellemeye yönelik hükümleridir. AB, sistemin yalnızca temel girdilere uygulanması durumunda üretimin daha ileri işleme aşamalarına kaydırılarak karbon maliyetinden kaçılabileceğini düşünmektedir.
Buna bağlı olarak, aşağı akım ürünlere genişleme, aynı zamanda bir dolanma karşıtı hamle olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bakış açısına göre, yüksek karbonlu çelik veya alüminyum girdisi içeren bir mamul ürünün CBAM dışında kalması, temel mal üreticileri ile mamul üreticileri arasında rekabet dengesini bozabilir.
Metinde ayrıca tüketici öncesi metal hurdası konusu da öne çıkmaktadır. AB, üretim sürecinde ortaya çıkan ve tekrar girdi olarak kullanılan tüketici öncesi çelik ve alüminyum hurdasının gömülü emisyon hesaplarında yanlış sınıflandırılarak sistemin zayıflatılmasını engellemeye çalışmaktadır.
Türkiye’de AB’ye satış yapan sanayi şirketleri için ilk adım, ürün portföyünü GTİP ve AB Kombine Nomenklatür kodları üzerinden gözden geçirmektir. Hangi ürünlerin mevcut CBAM kapsamına, hangilerinin olası aşağı akım genişleme kapsamına girebileceği belirlenmeden sağlıklı maliyet analizi yapılamaz.
İkinci adım, malzeme bileşimi verisinin toplanmasıdır. Çelik, alüminyum ve diğer girdilerin ürün içindeki payı, tedarikçi bazında izlenebilir hale gelmelidir. Bu veri yalnızca mühendislik veya satın alma departmanında dağınık şekilde durursa, AB müşterisinin talep ettiği raporlama formatına dönüştürülmesi zorlaşır.
Üçüncü adım, gömülü emisyon hesabı için bir veri zinciri kurmaktır. Bu zincir; tedarikçi beyanları, üretim reçeteleri, enerji tüketimi, karbon yoğunluğu, doğrulama belgeleri ve ürün bazlı hesaplama yöntemlerini içermelidir. Şirketlerin yalnızca genel sürdürülebilirlik raporu yayımlaması yeterli olmayacak; ürün düzeyinde izlenebilir veri daha kritik hale gelecektir.
Dördüncü adım, AB müşterileriyle erken temas kurmaktır. Ana sanayi şirketleri ve ithalatçılar, kendi CBAM yükümlülükleri nedeniyle tedarikçilerinden farklı formatlarda veri isteyebilir. Türkiye’deki ihracatçılar, 2028’e yaklaşmadan önce bu beklentileri öğrenirse, sözleşme, fiyatlama ve veri altyapısı açısından avantaj elde edebilirler.
Türkiye’de şirketlerin sürdürülebilirlik raporlaması tarafında TSRS gündemi, ihracat tarafında ise CBAM gündemi güçleniyor. Bu iki çerçeve aynı düzenleme değil. TSRS, daha çok şirketin finansal etkisi olan sürdürülebilirlik risklerini ve fırsatlarını raporlamasına odaklanırken, CBAM ürün bazlı karbon içeriği ve AB sınırındaki maliyet etkisiyle ilgileniyor. İki başlığın nasıl tek bir uyum dosyasında birleştiğini TSRS ve CBAM raporlama analizimizde detaylı bir şekilde ele almıştık.
Pratikte iki dosya aynı veri altyapısında birleşiyor. Enerji tüketimi, emisyon faktörleri, tedarikçi verisi, ürün reçetesi, üretim süreci ve doğrulama belgeleri hem sürdürülebilirlik raporlamasında hem de ihracat uyumunda kullanılacak temel veri setleri haline geliyor.
Bu nedenle CBAM genişlemesi, Türkiye şirketleri için yalnızca dış ticaret departmanının takip edeceği bir mevzuat konusu olarak görülmemelidir. Finans, satın alma, üretim, sürdürülebilirlik, hukuk ve satış ekiplerinin aynı veri dili üzerinde çalışması gerekecektir.
Konsey pozisyonu nihai düzenleme anlamına gelmemektedir. Sürecin devamında Avrupa Parlamentosu’nun kendi pozisyonunu kabul etmesi ve ardından Konsey, Parlamento ve Komisyon arasında triyalog müzakerelerinin başlaması beklenmektedir.
Bu süreçte ürün listesi, uygulama ayrıntıları, muafiyet mekanizmaları ve raporlama yöntemleri son şeklini alacaktır. Ancak yön değişmemiştir: AB, CBAM’ı temel hammadde sınırından çıkarıp metal yoğun değer zincirinin daha aşağı halkalarına taşımak istemektedir.
Türkiye sanayisi için mesaj net: 2026, CBAM’ın kesin döneminin başladığı yıl oldu. 2028 ise çelik ve alüminyum yoğun mamul ve ara mallar için yeni bir eşik olabilir. Bu eşiğe hazırlıklı giren şirketler, AB pazarında karbon verisini yalnızca uyum maliyeti değil, rekabet avantajı olarak kullanabilirler.
Şirketiniz AB’ye çelik veya alüminyum yoğun ürün ihraç ediyor mu? Ürün portföyünüzün 2028 CBAM genişlemesinden nasıl etkilenebileceğini ve karbon verisi hazırlığında nerede durduğunuzu yorumlarda paylaşın.



