Türkiye’nin Çelik Sektöründe Karbonsuzlaşma ve Rekabet Gücü
Türkiye’nin çelik sektöründe karbonsuzlaşma hızı, rekabet gücünü belirleyecek. Emisyon azaltım potansiyeli ve yenilenebilir enerji yatırımları kritik.
Global Energy Monitor verileri ve İstanbul Politikalar Merkezi’nin analizlerine göre, Türkiye’nin çelik endüstrisi emisyon azaltımında büyük bir potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin gerçekleştirilmesi için bağlayıcı hedefler, üretim planlaması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması gerekiyor.
Dünya genelinde çelik sektörü, 2030 yılına kadar karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşma çabası içinde. Global Energy Monitor’ün yayımladığı son rapora göre, düşük karbonlu üretim kapasitesindeki artış sınırlı kalırken, fosil yakıta dayalı yatırımlar sektörde hâlâ baskın konumda.
Ekonomim’de yer alan bilgilere göre, demir-çelik sektörü dünya genelindeki CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu. Bu emisyonların büyük bir kısmı, yani yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretimden kaynaklanıyor. Bu durum, çelik üretiminde teknoloji dönüşümünün ve kapasite planlamasının önemini artırıyor.
Türkiye’deki durum ise iki yönlü bir değerlendirme gerektiriyor. Ülkede ham çelik üretiminin yaklaşık yüzde 70’i hurdaya dayalı elektrik ark ocaklarında gerçekleştiriliyor. Bu yapı, kömür bazlı yüksek fırın üretiminin yaygın olduğu ülkelere göre Türkiye’ye belirli bir avantaj sağlıyor. Ancak elektrik ark ocaklarında kullanılan elektriğin büyük bir kısmının hâlâ fosil kaynaklara bağlı olması, bu avantajı sınırlıyor.
İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş’ın aktardığı verilere göre, Türkiye’de 2021 yılında ham çelik üreten 40’tan fazla tesis, yaklaşık 40 milyon ton sera gazı salımı gerçekleştirdi. Bu miktar, Türkiye genelindeki toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. Çelik sektöründeki emisyonların yüzde 65’inin ise demir cevherinden üretim yapan üç entegre tesisten kaynaklandığı ifade ediliyor.
Baş, Türkiye’deki çelik tesislerinde malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerji kullanımı ve iyi mühendislik uygulamaları ile önemli bir emisyon azaltım potansiyeli bulunduğunu vurguluyor. Ancak bu potansiyelin 2030 yılına kadar hayata geçirilebilmesi için gönüllü adımların yetersiz kalacağı, bağlayıcı düzenleyici çerçeve ve etkin denetim mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Sektör açısından karbonsuzlaşma, yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda rekabet gücü açısından da kritik bir konu olarak öne çıkıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yeşil çelik talebindeki artış, Türkiye’nin ihracat pazarlarındaki konumunu koruyabilmesi için düşük emisyonlu üretim yatırımlarını daha acil hale getiriyor.



