Türkiye tekstil ve hazır giyim rekabetinde 10 puan geride
Tekstil ve hazır giyim rekabeti yüksek faiz, ücret artışları ve kur baskısıyla zayıflıyor. TGSD, üretim ve istihdam için yeni sanayi politikası istedi.
YENER KARADENİZ / İSTANBUL
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), tekstil ve hazır giyim rekabetinde yaşanan gerilemeye dikkat çekerek üretim, istihdam, teknoloji, finansman ve markalaşmayı birlikte ele alan yeni bir sanayi politikası oluşturulmasını istedi. TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren, mevcut teşviklerin istihdam kaybını durdurmakta yetersiz kaldığını, gerekli adımlar atılmazsa sektördeki çözülmenin süreceğini ifade etti.
Toygar Narbay’ın verdiği bilgilere göre hazır giyim sektöründeki maliyetlerin yaklaşık yüzde 40’ı büyük ölçüde döviz üzerinden fiyatlanan girdilerden oluşuyor. Geriye kalan yüzde 60’lık bölümde ise işçilik, enerji, finansman ve genel işletme giderleri yer alıyor. Türkiye’deki yerli katma değer oranının yüksek olması, kur ile maliyetler arasındaki fark açıldıkça sektörün rekabet gücünü daha fazla baskılıyor.
Üretim kapasitesi için 10 milyar dolarlık risk
Narbay, Ağustos 2022 ile 2026 arasındaki dönemde ücretlerin 5,1, finansman maliyetlerinin 4,1, enflasyonun ise 3,8 kat arttığını; buna karşın döviz paritesindeki yükselişin 2,6 katla sınırlı kaldığını söyledi. Bu gelişmelerin sektörün dolar bazındaki maliyetlerinde yaklaşık yüzde 30’luk artışa yol açtığını belirten Narbay, yerli maliyet payı yüksek diğer ihracatçı sektörlerin de benzer bir baskı altında bulunduğunu kaydetti.
Maliyetlerdeki yükselişin üretim ve istihdam üzerindeki etkisine de değinen Narbay, 2022-2026 döneminde tekstil ve hazır giyim sektörlerinde 364 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını bildirdi. Tekstil sektöründeki makine yatırımlarının yaklaşık 6-6,5 milyar dolar, bina yatırımlarıyla birlikte toplam yatırım stokunun ise 10 milyar dolar civarında olduğunu belirten Narbay, üretimdeki daralmanın mevcut kapasitenin korunmasını zorlaştırdığını söyledi.
Finansman farkı ihracatçıları zorluyor
Sanayicinin karşılaştığı en kritik sorunlardan birinin finansman maliyetleri olduğunu vurgulayan Narbay, mevcut faiz ortamında Türkiye’deki işletmelerin sermayelerini koruyabilmeleri için yüzde 13,6 FAVÖK üretmeleri gerektiğini dile getirdi. Düşük enflasyon ve faiz koşullarındaki rakip ülkelerde bu oranın yaklaşık yüzde 3,6 olduğunu aktaran Narbay, aradaki yaklaşık 10 puanlık farkın Türk ihracatçısını üretime başlamadan dezavantajlı konuma düşürdüğünü savundu.
Narbay, “Yüzde 13,6 FAVÖK ile çalışan sanayici yoksa işletmeler ya sermayelerini kaybediyor ya da borçluluklarını artırıyor” değerlendirmesinde bulundu. Yüksek risksiz finansal getirilerin, sermayenin sanayi yatırımları yerine finansal alanlara yönelmesini teşvik ettiğini de sözlerine ekledi.
Ücretler 11 kat, döviz kuru 6,5 kat arttı
TGSD’nin araştırmasına göre 2020-2026 döneminde ücretler yaklaşık 11 kat, tüketici fiyatları 9 kat yükseldi. Aynı süreçte döviz kurundaki artış 6,5 katta kaldı. Narbay, enflasyonu kontrol altında tutmak amacıyla kurun baskılanmasının üretim ve ihracat üzerindeki sonuçlarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ücret artışlarının çalışan refahına aynı ölçüde yansımadığını, ancak sanayinin rekabet gücünü belirgin biçimde zayıflattığını ifade etti.
Üretim ekosisteminin korunması gerekiyor
Avrupa’nın düşük ve orta teknoloji yoğunluğundaki üretimini üçüncü ülkelere taşımasının uzun vadede üretim ekosistemini zayıflattığını söyleyen Narbay, Türkiye’nin benzer bir sanayisizleşme sürecine girmemesi gerektiğini vurguladı. Narbay’a göre bunun için öncelik, mevcut üretim kapasitesinin korunması ve sektörün rekabetçiliğini yeniden kazanmasını sağlayacak adımların atılması olmalı.
TGSD’nin 23 rakip üretici ülkeyi sekiz ana, 21 alt parametre üzerinden karşılaştırdığı çalışmada Türkiye, mevcut maliyet yapısıyla 18’inci sırada yer aldı. Narbay, yalnızca maliyet avantajına dayanan yaklaşım yerine üretim kabiliyeti, pazarlara erişim ve yaratılan değeri öne çıkaran bir model kurulması durumunda Türkiye’nin sıralamada ilk basamağa kadar yükselebileceğini belirtti.
Uzun vadeli nüfus riski
Nüfus artış hızındaki yavaşlamanın sanayi açısından yapısal bir risk oluşturduğuna dikkat çeken Narbay, geçmişte yılda yaklaşık 1 milyon kişi artan nüfusun son dört yıllık ortalamasının yaklaşık 350 bine gerilediğini söyledi. Bu tablonun, 14-15 yıl sonra çalışma hayatına katılacak nüfusu doğrudan etkileyeceğini belirten Narbay, gerekli planlamanın bugünden yapılmaması halinde gelecekte daha zor kararlarla karşılaşılacağını ifade etti.
TGSD’den bütünleşik sanayi politikası önerisi
Narbay, Türkiye’nin sanayi politikası bakımından kritik bir dönemeçte bulunduğunu belirterek mevcut eğilimin devam etmesi halinde üretim kapasitesindeki daralmanın, kalıcı pazar kayıplarının ve istihdam sızıntısının sürebileceği uyarısında bulundu. TGSD’nin yol haritasında 2026-2028 dönemi kısa vadeli “stabilizasyon”, orta vadeli aşama “değişim ve dönüşüm”, uzun vadeli hedef ise “Türkiye Markası” olarak tanımlanıyor.
Derneğin kısa vadeli önerileri arasında net ihracata yüzde 10 döviz dönüşüm desteği verilmesi, iş gücü teşviklerinin bölgesel gelişmişlik düzeyine göre artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması bulunuyor. Orta vadede ise üretimin ürün segmentlerine göre yeniden dağıtılması öneriliyor. Buna göre lüks ürünlerin Batı bölgelerinde, premium ürünlerin Orta Anadolu’da, orta segmentin Doğu Anadolu’da, ekonomik ürünlerin ise sınır bölgelerindeki üretim havzalarında konumlandırılması planlanıyor. TGSD, teşvik mekanizmalarının ortak ve merkezi bir sistem üzerinden yürütülmesini de talep ediyor.
İstanbul Hazır Giyim Konferansı ekimde düzenlenecek
TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, 13-14 Ekim tarihlerinde “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla gerçekleştirilecek 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda sektörün rekabet gücü, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik, yapay zekâ, dijitalleşme ve üretim teknolojilerinin ele alınacağını açıkladı. Özüren, “Made in Türkiye” anlayışını inovasyon, teknoloji, tasarım, lojistik ve marka gücüyle yeniden tanımlamayı hedeflediklerini söyledi.




