Doların 30 Yıllık Egemenliği Sarsılıyor: Altın Dönemi Başlıyor
Doların rezervlerdeki payı azalırken, altın rezervlerine yönelim artıyor. BRICS+ ülkeleri altın talebini artırıyor.
EBC Financial Group analisti Michael Harris, küresel rezerv sisteminde önemli bir değişim yaşandığını ifade ediyor. BRICS+ ülkelerinin altın rezervlerindeki payı, 2019’daki %11,2 seviyesinden %17,4’e yükseldi. Bu durum, doların küresel rezervlerdeki payının ise 1994’ten bu yana en düşük seviyelere gerilemesiyle birleşiyor.
Bu değişim, merkez bankalarının stratejik tercihlerini köklü bir şekilde etkiliyor. Harris, son üç yılda merkez bankalarının rekor düzeyde altın alımı gerçekleştirdiğini ve bu talebin spekülatif değil, doğrudan politika kaynaklı olduğunu vurguladı. Rusya, Çin, Hindistan, Türkiye ve Polonya gibi ülkelerin yaptığı alımların fiyat seviyesinden bağımsız olarak devam ettiğini belirten Harris, bu durumun altın piyasasında kalıcı bir talep tabanı oluşturduğunu ifade etti.
2022 yılında ABD ve müttefiklerinin Rusya’nın yaklaşık 300 milyar dolarlık rezervini dondurması, bu dönüşümün kırılma noktası oldu. Harris, bu adımın merkez bankalarına “yabancı sistemlerde tutulan rezervlerin riskli olduğu” mesajını verdiğini ve altına yönelimi hızlandırdığını belirtti. Sonuç olarak, altının rezerv varlıklar içindeki payı son yıllarda iki katından fazla artarak %23’ün üzerine çıktı.
Dolar hâlâ baskın konumunu korusa da, payındaki düşüş, aktif satışlardan ziyade alternatif varlıklardaki büyümeden kaynaklanıyor. Dünya Altın Konseyi’ne göre, merkez bankalarının %43’ü altın alımını artırmayı planlıyor ve çoğunluğun, doların rezervlerdeki payının gerilemeye devam edeceğini öngördüğü belirtiliyor. Harris, özellikle Suudi Arabistan gibi büyük rezerv sahibi ülkelerin altın payını artırmasının piyasada ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekti.
Altın fiyatlarının mevcut yükselişinin yapısal bir temele dayandığı vurgulanıyor. Merkez bankalarının yıllık üretimin önemli bir kısmını absorbe etmesi, altın fiyatları için güçlü bir zemin oluşturuyor. Büyük kurumların 5000 – 6000 dolar aralığındaki hedefleri, bu değişimi destekliyor. Harris, merkez bankaları, kurumsal yatırımcılar ve bireysel talebin aynı yönde hareket etmesinin, altın piyasasında klasik arz-talep dinamiklerinin ötesinde bir sıkışma yarattığını belirtti.
Sonuç olarak, altına yönelimin geçici bir eğilim değil, çok kutuplu yeni bir ekonomik düzene geçişin bir parçası olduğu ortaya konuyor. Harris, “dolar hâlâ güçlü ancak yön değişti” diyerek, önümüzdeki dönemde altının küresel rezerv sistemindeki rolünün daha da artacağını öngörüyor.




