Türkiye’nin Avrupa Savunma Stratejisindeki Yükselişi

Türkiye, Avrupa’nın güvenlik dinamiklerinde artan stratejik önemi ile dikkat çekiyor. Savunma sanayisinde yeni iş birlikleri hedefleniyor.

Avrupa’daki güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye’nin savunma sanayisi ve NATO içindeki stratejik rolü giderek daha fazla önem kazanıyor. Financial Times’ın analizine göre, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan güvenlik endişeleri ve ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma ihtimali, Türkiye’yi kıtanın savunma iş birlikleri için kritik bir ortak haline getiriyor.

NATO’nun güneydoğu kanadında önemli bir konumda bulunan Türkiye, insansız hava araçları, güdümlü füze sistemleri ve çeşitli savunma platformları gibi alanlarda geliştirdiği yeteneklerle Avrupa’nın artan savunma ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir ülke olarak öne çıkıyor. Ankara, jeopolitik ağırlığını yalnızca askeri alanda değil, ekonomik ve diplomatik kazanımlara da dönüştürmeyi amaçlıyor. Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeyi, Avrupa güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol üstlenmeyi ve savunma sanayisi ihracatını yeni pazarlara yaymayı hedefliyor.

Türkiye’nin savunma ihracatındaki hızlı artış, bu stratejiyi destekleyen önemli bir faktör. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının yaklaşık 10 milyar dolara ulaşması bekleniyor; bunun yarısından fazlasının NATO üyesi ülkelere yapılacağı öngörülüyor. Yetkililer, 2026 yılında bu rakamın yüzde 30 artışla 13 milyar dolara çıkmasını bekliyor.

Türkiye’nin Avrupa ile savunma alanındaki iş birlikleri de hız kazanıyor. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa’nın güvenliği açısından Türkiye ile yakın iş birliği yapılması gerektiğini belirtirken, birçok Avrupa ülkesi Türk savunma şirketleriyle ortak projelere yöneliyor. Türkiye, Avrupa Birliği’nin 150 milyar avroluk ortak savunma finansman programına üye olmadığı için ikili ortaklıklar geliştirmeyi tercih ediyor. Bu kapsamda, Baykar’ın İtalya’nın Leonardo şirketiyle ortak girişim kurması, mühimmat üreticisi Repkon’un Almanya’da üretim tesisi kurma anlaşması imzalaması ve Türkiye’nin Airbus ile iş birliğiyle 30 eğitim uçağını İspanya’ya satması dikkat çekici örnekler arasında yer alıyor.

Uzmanlar, Avrupa ülkelerinin kendi aviyonik ve silah sistemlerini Türk üretimi platformlara entegre ederek ortak üretim modelini daha da genişletebileceğini değerlendiriyor. Ancak, savunma sanayisinin sürdürülebilir büyümesi açısından bazı yapısal riskler de söz konusu. Yüksek enflasyon, artan üretim maliyetleri ve hukukun üstünlüğüne dair endişeler, sektörün uzun vadeli rekabet gücünü etkileyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Financial Times’ın aktardığına göre, Türkiye’nin 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ndeki durumu da yatırımcılar tarafından dikkatle izleniyor.

Öte yandan, bazı Avrupa ve NATO yetkilileri, Türkiye’nin geliştirdiği yeni nesil savunma sistemlerinin operasyonel performansının daha kapsamlı bir şekilde test edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Güvenlik alanındaki iş birliğinin güçlenmesine rağmen, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü konularındaki görüş ayrılıkları devam ediyor. AB üyelik müzakereleri 2018 yılından bu yana askıda kalırken, tarafların mevcut Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin ekonomik ilişkiler açısından önemli bir ihtiyaç olduğu konusunda ortak bir görüş taşıdığı belirtiliyor. Güvenlik alanında gelişen iş birliğinin, siyasi ilişkilerin seyrini nasıl etkileyeceği ise Avrupa-Türkiye ilişkilerinin önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu