Ateşkes Sağlandı, Ancak Kalıcı Barış Uzak Görünüyor
ABD ve İran arasında sağlanan ateşkes, barışın sağlanması için yeterli görünmüyor. Tarafların farklı yorumları, zorlu müzakereleri işaret ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.
ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkes, dünya genelinde bir rahatlama sağlasa da, bu anlaşmanın arkasında birçok belirsizlik yatıyor. Pakistan’ın arabuluculuğunda gerçekleşen bu ateşkes, tarafların metni farklı yorumlaması nedeniyle ciddi sorunlar barındırıyor. Özellikle, İran ve ABD’nin her iki tarafın kendi zafer hikayelerini oluşturması, ateşkesin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Askeri Operasyon Planlarının Askıya Alınması
Trump’ın, askeri operasyon planlarını askıya alması, bu krizin sadece askeri bir mesele olmadığını, aynı zamanda siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gözler önüne seriyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Trump’ın güvendiği Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in devreye girmesiyle, Hürmüz Boğazı’nın güvenli bir şekilde açılması şartıyla ateşkes sağlandı. İran ise, saldırıların durması halinde bu ateşkesi kabul etti.
İki Tarafın Zafer Anlatıları
Ateşkesin en önemli yönü, metnin kendisinden ziyade, hem İran hem de ABD tarafından kendi kamuoylarına nasıl sunulduğudur. ABD, kendi kamuoyuna “İran’daki askeri hedeflerin büyük kısmı yok edildi, Tahran Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda kaldı” şeklinde bir anlatımda bulunuyor. Bu anlatımda bir gerçeklik payı da mevcut. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırılar sonucunda, İran’ın silah üretim kapasitesi büyük ölçüde zayıfladı ve hava savunma sistemleri ciddi hasar aldı.
Öte yandan, İran’ın zafer anlatısı ise direniş odaklı. Tahran, Washington’un kendi sunduğu 10 maddelik planı kabul etmesini, “her şeyi kabul ettiler” şeklinde yorumluyor. İran, ABD ve İsrail’den saldırmazlık garantisi, uranyum zenginleştirme programına dokunulmaması ve yaptırımların kaldırılması gibi taleplerini öne çıkarıyor.
Hürmüz Boğazı’nda Yeni Bir Sistem
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin güvenliği için yeni bir mekanizma oluşturmayı planlıyor. Bu yeni sistem, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş başına ücret alma hakkını doğuracak. Eğer Hürmüz Boğazı, savaş öncesi ticaret kapasitesine dönerse, İran’ın yıllık geliri 90 milyar dolara kadar çıkabilir. Ancak bu durum, deniz ticaret yollarında yeni bir kontrol rekabetine yol açabilir.
İsrail’in Gönülsüz Kabulü
İsrail, ateşkesi isteksizce kabul etti. Ancak bu uzlaşma, sadece İran’a yönelik saldırıların değil, Lübnan’daki askeri operasyonların da durmasını gerektiriyor. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, yaklaşan seçimler öncesinde ateşkesi bozup bozmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu durum, Ortadoğu’daki dengelerin İsrail aleyhine değişmesine yol açabilir.
Körfez Arapları da ateşkes metninden memnun değil. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün meşrulaşması, Arap ülkelerini alternatif yollar aramaya yönlendirebilir. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin savaşta yer almasının ardından, İran’ın barış sürecinde etkili olması, bölgedeki dengeleri değiştirebilir.
Pakistan’daki Barış Görüşmeleri
Pakistan’da yapılacak barış görüşmeleri, tarafların farklı yorumları nedeniyle zorlu geçecektir. ABD yönetimi, “askeri baskımız sonuç verdi” derken, İran, “Hürmüz’ün kontrolü bize geçti” şeklinde yorumluyor. Dolayısıyla, her iki taraf da kendi iç politikalarında zorluklarla karşılaşabilir. İran’da savaşın getirdiği yıkım, rejim etrafında birleşme duygusunu zayıflatabilir. Bu ortamda, kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağı belirsizliğini koruyor.




