Hızlı Moda Sektörü İklim Hedefleriyle Çelişiyor
Hızlı moda sektörünün çevresel etkileri ve iklim hedefleri arasındaki çelişkiler üzerine yapılan yeni çalışma detaylandırıldı.
Hızlı moda sektörünün çevresel ve sosyal risklerini azaltmayı hedefleyen yeni bir çalışma, Türkiye’deki sektörün yaşam ücreti açığı, işçi sağlığı riskleri, enerji yoğun üretim süreçleri ve sentetik elyafa bağımlılık gibi çok boyutlu dönüşüm baskıları altında olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda, 2030 ve 2040 hedeflerini içeren ulusal bir yol haritasının hazırlanması gerektiği belirtiliyor.
Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Stiftung Mercator Girişimi iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırmada, hızlı moda ve tekstil sektörünün çevresel, iklimsel ve sosyal maliyetleri ele alındı. Sedat Gündoğdu’nun hazırladığı Türkiye ve Dünyada Hızlı Moda Sektörünün Çevre, İklim ve Emek Maliyeti: Sorunlar ve Çözüm Önerileri başlıklı politika notunda, küresel ölçekte tekstil üretiminin artışı ve sentetik lif kullanımının, sektörün iklim hedefleriyle çeliştiği vurgulanıyor.
Gündoğdu, Türkiye’deki sektörün yüksek ihracat ve istihdam kapasitesine rağmen, çeşitli dönüşüm baskıları altında olduğunu belirtiyor. Bu baskılar arasında yaşam ücreti açığı, işçi sağlığı riskleri ve enerji yoğun üretim süreçleri yer alıyor.
Politika notunda, üretim hacmi, malzeme seçimi ve tedarik zinciri sorumluluğunu ele alan bağlayıcı politika araçlarına odaklanarak, sentetik elyaf kullanımının azaltılması, temiz enerji dönüşümü, üretici sorumluluğu mekanizmaları ve adil geçiş ilkeleri gibi somut öneriler sunuluyor.
Gündoğdu, son 20 yılda küresel tekstil sektörünün üretim hacmi ve malzeme bileşimi bakımından önemli bir dönüşüm yaşadığını ifade ediyor. Bu dönüşüm, hızlı moda ve ultra-hızlı moda olarak adlandırılan iş modelleri üzerinden şekillenmiş olup, düşük maliyetli üretim ve yüksek ürün çeşitliliği gibi unsurları içeriyor.
Politika notunda, Textile Exchange’in 2025 verilerine göre, küresel elyaf üretiminin 2000 yılında 58 milyon ton iken 2024 itibarıyla 132 milyon tona ulaşacağı öngörülüyor. Eğer mevcut eğilimler devam ederse, bu rakamın 2030 yılında 169 milyon tonu aşması bekleniyor. Bu artışın başlıca nedeni ise polyester gibi fosil yakıt temelli sentetik elyafların üretimindeki artış.
Gündoğdu, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımının artmasına rağmen, sektörün hala fosil kaynaklara bağımlı olduğunu ve geri dönüşüm oranlarının düşük kaldığını belirtiyor. 2024 itibarıyla küresel elyaf pazarının yalnızca %7,6’sı geri dönüştürülmüş liflerden oluşmakta ve tekstilden-tekstile geri dönüşüm oranı %1’in altında kalmaktadır.
Politika notunda, sentetik elyaf kullanımının azaltılması için bağlayıcı hedeflerin belirlenmesi ve 2030 ile 2040 hedeflerini içeren bir yol haritasının hazırlanması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, geri dönüştürülmüş sentetik liflerin otomatik olarak sürdürülebilir kabul edilmemesi gerektiği, bunun yerine doğal lifler için yeşil kamu alımı ve Ar-Ge destekleri sağlanması gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, tekstil sektörünün iklim hedefleri ve döngüsellik iddialarıyla olan uyumsuzluğunu gidermek için kapsamlı ve etkili politikaların uygulanması gerektiği ortaya konuluyor.




