Marmara Depremi’nin 27. Yılında Sigorta ve Hazırlık Vurgusu
Marmara Depremi’nin 27. yılı dolayısıyla sigorta ve afet hazırlığına dikkat çekildi. Risk yönetiminin önemi vurgulandı.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara Depremi’nin, afetlerin sadece meydana geldiği anda değil, öncesinde de yönetilmesi gereken riskler olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Yaşar, “Sigortanın rolü yalnızca hasar ödemekle sınırlı değil. Asıl hedef, risk gerçekleşmeden önce finansal güvence sağlamaktır,” dedi.
Yaşar, depremin 27. yılına dair yaptığı açıklamada, hayatını kaybedenleri rahmetle andı ve yakınlarına başsağlığı diledi. 17 Ağustos’un, Türkiye için sadece büyük bir felaket değil, aynı zamanda afetlere hazırlık anlayışını yeniden değerlendirme fırsatı sunduğunu vurguladı. “27 yıl geçmesine rağmen, o geceyi yaşayanların hafızasında 17 Ağustos hâlâ taze. Kaybettiğimiz binlerce insanın acısını unutmadık. Onları anmanın en doğru yolu, yaşadıklarımızdan ders çıkarıp geleceğe taşımaktır,” diye ekledi.
Marmara Depremi sonrasında zorunlu deprem sigortası sisteminin kurulmasının, reasürans kapasitesinin artırılmasının ve hasar yönetimi süreçlerinin geliştirilmesinin Türkiye’nin afetlere karşı finansal hazırlığında önemli bir dönüşüm sağladığını belirten Yaşar, sigortanın sadece afet sonrası tazminat mekanizması olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
Yaşar, 17 Ağustos’un, afetlerin yalnızca meydana geldikleri anda değil, öncesinde de yönetilmesi gereken riskler olduğunu gösterdiğini ifade ederek, “Sigortanın görevi hasarı ödemekle sınırlı değil. Asıl mesele, risk gerçekleşmeden önce finansal güvenceyi oluşturmak. Afet sonrası bireylerin, işletmelerin ve ekonominin yeniden ayağa kalkabilmesi için gerekli kapasiteyi hazır tutmaktır,” değerlendirmesinde bulundu.
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş depremlerinin de bu gerçeği bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Yaşar, sigorta şirketleri ve Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından sağlanan tazminatların, vatandaşların ve işletmelerin toparlanmasına önemli katkı sunduğunu ifade etti. Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde bulunduğunu hatırlatan Yaşar, olası Marmara depremine yönelik hazırlığın yalnızca afet sonrası müdahalelerle değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
Sigorta sektörünün sorumluluklarının, sigortalılık oranını artırmak, güçlü reasürans kapasitesini korumak, risk modellemelerini geliştirmek ve Türkiye’nin koruma açığını azaltmak olduğunu belirten Yaşar, “Depremi engelleyemeyiz ama yaratacağı ekonomik ve sosyal kayıplara karşı çok daha hazırlıklı olabiliriz. Riskin mümkün olduğunca geniş bir tabana yayılması, mali yükün vatandaşlar, işletmeler ve kamu üzerinde yoğunlaşmasını önler. Güçlü bir sigorta ve reasürans sistemi, ülkemizin ekonomik dayanıklılığının temel unsurlarından biridir,” dedi.
Yaşar, deprem riskinin yalnızca finansal araçlarla yönetilemeyeceğini vurgulayarak, yapı güvenliği, kentsel dönüşüm, risk azaltıcı tedbirler ve sigortanın birbirini tamamlayan unsurlar olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Kentsel dönüşüm sürecinin güven içerisinde yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Yaşar, “Bina Tamamlama Sigortası gibi mekanizmalar, dönüşüm sürecindeki vatandaşların haklarını ve yatırımlarını korumalarına yardımcı oluyor,” dedi.
Deprem riskinin finansal korumanın ötesinde olduğunu belirten Yaşar, sanayi tesislerinin, KOBİ’lerin ve ticari işletmelerin de yeterli sigorta korumasına sahip olmasının önemini vurguladı. “Depremde yalnızca binalar değil, üretim kapasitemiz, işletmelerimiz, istihdamımız ve tedarik zincirlerimiz de etkileniyor. Bir işletmenin afet sonrası yeniden faaliyete geçebilmesi, çalışanlarını koruyabilmesi ve üretimini sürdürebilmesi ekonomik hayatın devamlılığı açısından son derece kritik. Sigorta, burada işletmenin yanı sıra ekonominin de güvencesidir,” diye açıkladı.
Yaşar, afetlerin ardından ortaya çıkan ekonomik yükün yalnızca kamu kaynaklarıyla karşılanmasının sürdürülebilir olmadığını belirterek, sigorta ve uluslararası reasürans sisteminin sağladığı finansal kapasitenin riskin toplum ve ekonomi genelinde paylaşılmasını sağladığını ifade etti. Türkiye’de koruma açığının azaltılması için hem ürün ve kapasite hem de sigorta bilincinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yaşar, risk farkındalığının, sigorta bilgisinin küçük yaşlardan itibaren finansal okuryazarlığın bir parçası haline getirilmesinin önemine dikkat çekti.
Yaşar, sigorta kültürünün gelişimini yalnızca daha fazla poliçe satın alınması olarak görmediklerini belirterek, “Asıl hedef, risk gerçekleşmeden önce önlem alma ve güvence oluşturma anlayışını toplumun doğal bir davranışı haline getirmektir. Bunun için sigorta bilincini çocuk yaşlardan itibaren finansal okuryazarlığın bir parçası haline getirmeliyiz. Türkiye’nin deprem gerçeği karşısındaki hazırlığı süreklilik gerektiriyor. 27 yılda önemli mesafe katettik. DASK’ı kurduk, sigorta ve reasürans kapasitemizi büyüttük, risk modelleme ve hasar yönetimi kabiliyetimizi geliştirdik. Ancak deprem riskinin büyüklüğü karşısında hazırlığın hiçbir zaman tamamlandığını söyleyemeyiz,” diyerek sözlerini tamamladı.




