Türkiye, Orta Koridor ile Hürmüz Boğazı’na Alternatif Sunuyor
Türkiye, Orta Koridor projesi ile Hürmüz Boğazı’na alternatif bir ticaret yolu oluşturmayı hedefliyor.
Türkiye, artan jeopolitik riskler ve Orta Doğu’daki belirsizlikler ışığında, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin merkezi olma hedefini hızlandırıyor. Ankara’nın “Orta Koridor” olarak adlandırdığı kara ve demiryolu hattı, Hürmüz Boğazı gibi stratejik deniz geçitlerine bir alternatif olarak öne çıkıyor. Ancak bu projeyi hayata geçirme sürecinde ciddi lojistik ve siyasi engellerle karşı karşıya kalıyor.
Türkiye, küresel ticaret ve enerji akışlarının yeniden şekillendiği bu dönemde kendisini güvenli bir transit merkezi olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Orta Koridor, Çin’den Avrupa’ya uzanan ve Kafkasya üzerinden Türkiye’ye bağlanan kara güzergâhını ifade ediyor. Bu girişim, özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki artan gerilimle birlikte daha da önem kazandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bu süreçte “güvenli liman” olarak öne çıktığını belirterek, küresel krizlerin ülke için yeni fırsatlar yaratabileceğini vurguladı.
Projenin en kritik unsurlarından biri, Türkiye’nin 1993 yılından bu yana kapalı olan Ermenistan sınırının yeniden açılmasıdır. Alican sınır kapısında yapılan teknik hazırlıklar, bu sürecin hızlandığını gösteriyor. Sınırın açılması durumunda Türkiye ile Azerbaycan arasında Ermenistan üzerinden doğrudan kara bağlantısı sağlanacak. Bu hat, ABD destekli “Trump Route for International Peace and Prosperity” (TRIPP) projesinin de temelini oluşturuyor ve aynı zamanda Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesini desteklemeyi amaçlıyor.
Orta Koridor’un en önemli avantajı, taşımacılık sürelerini önemli ölçüde kısaltma potansiyelidir. Deniz yoluyla taşımacılık yaklaşık 40 gün sürerken, Orta Koridor üzerinden bu süre 12-15 güne düşmektedir. Eski Başbakan Binali Yıldırım, Avrupa-Asya ticaretinin yıllık 3 trilyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlatarak, mevcut taşımaların büyük kısmının hâlâ deniz yoluyla yapıldığını vurguladı.
Avrupa Birliği de alternatif ticaret yollarına sıcak bakıyor. AB Komiseri Marta Kos, Türkiye’yi “kritik ortak” olarak nitelendirirken, Orta Koridor’un genişletilmesini “oyun değiştirici” olarak tanımladı. Türkiye’nin vizyonu, iki ana proje etrafında şekilleniyor: Kalkınma Yolu Projesi ve Orta Koridor ile TRIPP Projesi. Kalkınma Yolu Projesi, Körfez’i Avrupa’ya bağlayacak bir kara ve demiryolu hattını öngörüyor ancak yüksek maliyet ve güvenlik riskleri nedeniyle erken aşamada kalıyor. Orta Koridor ve TRIPP Projesi ise Kafkasya üzerinden Türkiye-Azerbaycan bağlantısını güçlendirmeyi hedefliyor.
Projeye yönelik beklentilere rağmen, önemli sorunlar da mevcut. Altyapı eksiklikleri, Hazar geçişlerinde yaşanan yavaşlık ve farklı demiryolu standartları gibi lojistik engeller, gümrük süreçlerinde yaşanan gecikmeler ve rekabet gibi faktörler, projenin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. JPMorgan raporuna göre, bu güzergâh “herkesin ihtiyaç duyduğu ama az kişinin kullandığı” bir rota olmaya devam ediyor.
Türkiye, hem Ukrayna savaşı hem de İran merkezli gerilimlerde taraf olmaktan kaçınarak kendisini dengeleyici bir aktör olarak konumlandırdı. Ancak Rusya ile yaşanan rekabet ve bölgesel güç dengeleri, projenin geleceğini etkiliyor. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ermenistan’a yönelik uyarıları, bu riskleri gözler önüne seriyor.
Türkiye, şu anda önemli bir enerji geçiş noktası konumunda. Boğazlardan günlük yaklaşık 3,5 milyon varil petrol geçiyor ve Bakü-Ceyhan hattı günlük 1,2 milyon varil taşıyor. Gelecekte Trans-Hazar doğalgaz hattı gibi projelerle bu rolün daha da güçlenmesi bekleniyor.
Sonuç olarak, Türkiye’nin Orta Koridor hamlesi, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bir dönemde stratejik bir fırsat sunuyor. Ancak bölgesel siyasi dengeler, altyapı eksiklikleri ve finansman ihtiyacı gibi faktörler, projenin kısa vadede Hürmüz gibi deniz geçitlerine gerçek bir alternatif olmasını zorlaştırıyor. Yine de Ankara, jeopolitik konumunu avantaja çevirerek uzun vadeli bir lojistik merkez olma hedefinden vazgeçmiş değil.




