Yapay Zeka: Küresel Ekonominin Yeni İvmesi mi, Yoksa Yanılsama mı?

Yapay zeka yatırımları, küresel ekonomide yeni bir büyüme kaynağı mı yoksa yanıltıcı bir istatistik mi? Riskler ve fırsatlar üzerine bir değerlendirme.

Küresel ekonomi, yapay zeka (AI) yatırımlarının etkisiyle adeta iki farklı hızda genişleme dönemine girmiş durumda. Geleneksel sektörler, artan faiz oranları nedeniyle yavaşlarken, teknoloji odaklı yatırımlar GSYH verilerini desteklemeye devam ediyor. 2030 yılına kadar 6,7 trilyon dolara ulaşması beklenen bu yatırım dalgası, enerji darboğazları ve veri ölçümündeki hatalar gibi riskleri de beraberinde getiriyor.

ABD, dünya ekonomisinin merkez üssü olarak, günümüzde birbirinden farklı iki hızda ilerleyen bir ekonomik tablo sergiliyor. İnşaat, imalat gibi geleneksel sektörler yüksek borçlanma maliyetleri altında zorluk yaşarken, yapay zeka odaklı sektörler hızla büyümeye devam ediyor. ABD Ekonomik Analiz Bürosu (BEA) verilerine göre, 2025’in üçüncü çeyreğinde bilgi işlem ekipmanları ve yazılım yatırımlarında yıllık %16,5 gibi dikkat çekici bir büyüme kaydedildi. Uzmanlar, yapay zeka etkisi olmasaydı ABD’nin GSYH büyümesinin çok daha zayıf olacağı konusunda hemfikir. Bu durum, yalnızca ABD ile sınırlı kalmayıp, Avrupa ve Japonya’da da benzer bir tablo gözlemleniyor; burada büyüme, gevşek para politikalarıyla dengeleniyor ve gelişmekte olan ülkeler ise teknoloji odaklı sermaye girişlerine giderek daha fazla bağımlı hale geliyor.

Yapay zekayı geçmişteki sosyal medya veya e-ticaret devrimlerinden ayıran en belirgin özellik, yüksek sermaye yoğunluğuna sahip olmasıdır. Büyük dil modellerinin eğitilmesi ve üretken sistemlerin yaygınlaştırılması için büyük bir bilgi işlem gücü ve fiziksel altyapı gerekmektedir. Bu bağlamda yapay zeka, sosyal medya gibi geçici bir trendden ziyade, sürekli yatırım gerektiren bir “etkinleştirici teknoloji” olarak tanımlanmaktadır. Küresel talebi karşılamak için veri merkezlerine yapılacak harcamaların 2030 yılına kadar 6,7 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülmektedir.

Ancak mevcut ulusal hesap sistemleri, sanayi çağına yönelik olarak tasarlandığı için, günümüzün değerleri olan veri, algoritmalar ve bulut altyapıları gibi unsurları yeterince yansıtamamaktadır. Resmi istatistikler, yazılım ve Ar-Ge harcamalarının bir kısmını kaydetse de, verimliliği artıran asıl etkenleri çoğu zaman göz ardı etmektedir. Örneğin, büyük modellerin eğitilmesi veya veri setlerinin geliştirilmesi gibi maliyetler genellikle “sermaye yatırımı” yerine “gider” olarak kaydedilmektedir. Yapay zekanın temel bileşeni olan yarı iletkenler bile, fikri mülkiyet taşıyıcısı olarak değil, “ara mal” olarak değerlendirilmektedir.

Bu durum, iki önemli paradoksu beraberinde getirmektedir. İlk olarak, yapay zekanın kısa vadeli katkısının olduğundan daha büyük görünmesine neden olan aşırı ölçüm durumu söz konusudur. İkinci olarak, verimlilik üzerindeki dolaylı etkilerin tam olarak değerlendirilememesi, uzun vadeli ekonomik etkilerin küçümsenmesine yol açmaktadır. Bu istatistiksel gecikmeler, başta FED olmak üzere merkez bankalarını yanlış kararlar almaya itebilir. Eğer yapay zeka adaptasyonu ekonominin potansiyel üretim kapasitesini artırıyorsa, mevcut ekonomik veriler, gerçekte olduğundan daha az “ısınmış” bir durumu yansıtıyor olabilir. Bununla birlikte, elektrik talebindeki artış ve altyapı darboğazları enflasyon üzerinde yeni bir baskı oluşturabilir. Her iki durumda da yanlış okumalar, faiz politikalarında telafisi güç hatalara yol açma riski taşımaktadır.

Yapay zeka devrimi, küresel ticaret ve sermaye akışlarını da yeniden şekillendiriyor. İmalat ve montaj süreçleri, Güneydoğu Asya, Hindistan ve ABD’nin Teksas gibi teknoloji merkezlerine kayıyor. Bu durum, küreselleşmeden kaçış değil, yeni bir karşılıklı bağımlılık coğrafyası yaratmaktadır. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) araştırmaları, ülkeleri dijital katılımcılar ve dijital derinlik sahipleri olarak iki gruba ayırıyor. Dijital katılımcılar, yalnızca ithal dijital araçları kullanan ve bu nedenle daha kırılgan olan ülkeleri temsil ederken; dijital derinlik sahipleri, dijital mal ve hizmet üreten ve bunları kendi değer zincirlerine entegre eden ülkeler olarak daha istikrarlı bir yapı sergilemektedir.

Tarih, elektriğin ve bilgi teknolojilerinin genel verimliliği artırmasının uzun yıllar aldığını göstermektedir. Eğer yapay zeka, yalnızca birkaç büyük teknoloji şirketinin (hyperscalers) elinde kalırsa, bu yatırım döngüsü zirveye ulaştığında ekonomi savunmasız hale gelebilir. Ancak yapay zeka uygulamaları sanayinin geneline yayılırsa, küresel büyümede kalıcı bir sıçrama yaşanması mümkün olabilir. Şu an için yapay zeka, tarife savaşları ve mali dengesizliklerin hakim olduğu küresel belirsizlik ortamında tek gerçek “iyimserlik kaynağı” olarak öne çıkıyor. Ancak bu dar motorun tüm küresel ekonomiyi sonsuza dek sırtlayacağı beklenemez. Avrupa’nın dijital politikalarını yenilemesi ve gelişmekte olan piyasaların yalnızca ucuz enerjiye değil, uzun vadeli rekabetçiliğe odaklanması gerekmektedir.

Kaynak: IMF

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu