Sömürge Madenciliğine Karşı Birlikte Mücadele Zamanı Geldi!
Çevre örgütleri ve yurttaşlar, sömürge madenciliğine karşı birleşik mücadelenin önemini vurguladı.
Balıkesir’in Edremit ilçesindeki Altınoluk Mahallesi, maden ve enerji politikalarına karşı büyük bir protestoya ev sahipliği yaptı. Emek Partisi’nin (EMEP) öncülüğünde gerçekleştirilen mitingde, çevre örgütleri, siyasi partiler, sendikalar ve çok sayıda vatandaş bir araya gelerek doğanın talanına karşı durma çağrısında bulundu. Yürüyüş, Altınoluk Kadın El Sanatları Sokağı’ndan başlayarak Cumhuriyet Meydanı’na kadar devam etti ve katılımcılar, bölgedeki ekosistemi tehdit eden maden projelerine karşı sloganlar attı.
Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen mitingde ilk olarak Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan söz aldı. Doğan, bölgenin altın, gümüş ve bakır gibi maden projeleri tarafından tehdit altında olduğunu belirterek, Biga Yarımadası’nın %79’unun maden ruhsatlarıyla kaplandığını vurguladı. Cengiz Holding ve CVK Madencilik gibi büyük şirketlerin faaliyetlerinin ormanları ve su kaynaklarını yok ettiğini ifade eden Doğan, yarın Kuşçayır köyünde yapılacak olan Halkın Katılımı Toplantısı’na katılım çağrısında bulunarak, 38 bin dönümlük orman alanını yok edecek projeye karşı birlik olmanın önemine dikkat çekti.
Doğan, konuşmasında, “1980’li yıllarda özelleştirme politikaları ile kamu madenciliği yapan kurumların özelleştirildiğini ve maden yasalarının değiştirilmeye başlandığını belirtti. 2000’li yılların başında AKP iktidarı ile birlikte yapılan yasa değişiklikleri ile ülkemizin her köşesinin madencilik projelerine açıldığını ifade etti. Ülkenin yabancı ve yerli şirketler için adeta bir cennet haline getirildiğini söyleyen Doğan, maden alanlarının çokuluslu şirketlere ve yerli işbirlikçilerine satıldığını vurguladı.
Son 20 yılda verilen maden ruhsatı sayısının 400 bini aştığını belirten Doğan, Biga Yarımadası’nın yüzey alanının %79’unun maden için parselendiğini kaydetti. Cengiz Holding, TÜMAD Madencilik, Koza AŞ, CVK Madencilik gibi birçok büyük şirketin projelerinin devam ettiğini hatırlattı. Ayrıca, 2025 yazında Meclisten geçirilen işgal yasası ile birlikte maden ve enerji şirketlerinin faaliyetlerinin daha da kolaylaştığını belirtti. Bu durumun, Muğla’nın köylerinde yer alan zeytinlikler ve tarım alanları için kamulaştırma kararlarını beraberinde getirdiğini ifade etti.
Doğan, bölgedeki enerji projelerinin de tehdit oluşturduğunu, Biga ve Çan’da 5 adet termik santral projesinin halen çalıştığını aktardı. İklim değişikliği nedeniyle dünya genelinde kömürle çalışan santrallerin kapatıldığına dikkat çekerken, Türkiye’de hala yeni termik santralların planlandığını vurguladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın bir yandan maden şirketlerine ruhsat verirken diğer yandan enerji şirketlerine lisans dağıttığını belirtti. Enerji üretiminin ihtiyaç değil, kar için yapıldığını ifade eden Doğan, yenilenebilir enerji projeleri için her köyde ruhsat verildiğini söyledi.
Doğan, enerji ve maden yatırımları için ormanlar, köylülerin tarlaları ve su varlıklarının şirketlere peşkeş çekildiğini belirtti. Bu durumun ormansızlaşma, tarım alanlarının kaybı, kuraklık ve su sıkıntısına yol açtığını ifade etti. Köylülerin göç etmek zorunda kaldığını, tarım yapamaz hale geldiklerini ve yoksullaştıklarını vurguladı. Tarım ve hayvancılığın azalmasıyla gıda adaletsizliğinin yaşandığını, ekoturizm ve mega projelerin zeytinlikler ve tarım alanlarını tehdit ettiğini söyledi. Ekolojik yıkımların en çok kadınlar ve çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtti.
Doğan, tüm bu sömürgeci maden ve enerji politikalarına karşı yerel halkla ve ekoloji örgütleriyle birleşik bir mücadelenin şart olduğunu ifade etti.
Mitingde konuşan Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP) temsilcisi Ayşe Durakbaşa, TÜMAD Madencilik’in ruhsat alanını genişletme çabalarının Kozak Yaylası ve Madra Dağı’ndaki yaşamı tehdit ettiğini belirtti. Tüm Köy Sen Genel Başkanı Şuayip Çetin ise maden projelerinin tarım alanlarını ve meraları yok ettiğini, bu durumun hem üreticileri hem de tüketicileri gıda adaletsizliğine mahkum ettiğini dile getirdi. Konuşmacılar, doğa mücadelesinin aynı zamanda bir gelecek mücadelesi olduğunu vurguladı.
Mitingin kapanışında EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, maden şirketlerinin bölgeden ayrıldıklarında geride yalnızca yıkılmış bir ekosistem bıraktıklarını hatırlattı. Erzincan İliç’te yaşanan felaketi örnek göstererek, çevre mücadelesinin işçi ve emekçilerin hak arayışından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti. Doğa talanının yalnızca halkın birleşik ve örgütlü gücüyle durdurulabileceğini belirten Aslan, tüm demokrasi güçlerini bu direnişi büyütmeye davet etti.




