Barış Masası Tehlikede: Ateşkesin Önündeki Dört Engel

ABD ve İran arasındaki ateşkes, karşılıklı saldırılarla sarsılıyor. Barışı tehdit eden dört temel engel analiz ediliyor.

ABD ile İran arasında nisan ayının başında sağlanan ateşkes, tarafların birbirine yönelik gerçekleştirdiği yeni saldırılar nedeniyle yeniden sarsıntı geçirmeye başladı. İngiliz yayın kuruluşu BBC, bu ateşkesin kalıcı hale gelmesini zorlaştıran başlıca faktörleri ele aldı.

Washington ve Tahran arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, sahadaki gerilim yeniden yükselmeye başladı. Hem ABD Başkanı Donald Trump hem de İranlı yetkililer, çatışmaların devam edebileceğine dair ifadeler kullanıyor.

Hürmüz Boğazı’nda bir Amerikan helikopterinin düşürülmesinin ardından, ABD, 10 Haziran Çarşamba günü İran’daki bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi. İran ise karşılık olarak, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD askeri üslerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından Trump, İran’ın artık “sonuçlarına katlanacağı” yönünde bir açıklama yaptı. Trump, İran’ın ciddi şekilde zayıflatıldığını savunarak, Tahran yönetiminin söylemde kaldığını ve somut adımlar atmadığını belirtti.

Trump’ın bu açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin daha önceki sert uyarılarının ardından geldi. Arakçi, İran’ın herhangi bir saldırıya ya da tehdide yanıt vermekten kaçınmayacağını ifade ederken, ABD’nin sahada başarısızlıklarla karşı karşıya olduğunu savundu.

Her iki taraf da ateşkesi tamamen sona erdirmiş değil, ancak artan karşılıklı hamleler, Washington ve Tahran’ın çatışmayı kalıcı olarak sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşma çabalarını olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, ateşkesin korunmasını zorlaştıran dört temel unsurun, bölgedeki mevcut durumu gözler önüne serdiğini belirtiyor.

İran İçin Zorlu Anlaşma

Washington merkezli Center for International Policy’de kıdemli araştırmacı olan Sina Toossi, ateşkesin İran perspektifinden çatışmanın “temel meselesini” çözmediğini ifade ediyor. Toossi, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerine ve ABD’nin İran üzerindeki devam eden askeri ve ekonomik baskısına dikkat çekiyor. Salı günü, İsrail güçleri, İran’ın saldırıların durdurulması çağrısında bulunduğu bir gün sonrasında, Lübnan’ın güneyindeki Sur kentini vurdu.

Toossi, Tahran’ın Washington’un “önemli ölçüde nüfuzunu” koruduğu ancak tam kapsamlı bir çatışmaya geri dönmekten kaçındığı bir savaş sonrası düzen olarak gördüğünü belirtiyor. İran’ın endişesi, ABD’nin askeri baskıyı sürdürebilmesi ve bölgesel müttefiklerini hedef alabilmesi halinde, bu önlemlerin zamanla İran’ın konumunu zayıflatacağı yönünde.

Uzmanlar, İran yönetiminin, ABD ve İsrail’in askeri ve ekonomik baskıyı sürdürmesine olanak tanıyan bir ateşkesi kabul etmemek için iç baskı altında olduğunu da vurguluyor.

İsrail’in Rolü

Analistler, ateşkesin sürdürülmesini zorlaştıran bir diğer faktör olarak İsrail’in eylemlerini öne çıkarıyor. İngiltere merkezli Royal United Services Institute’ta (Rusi) kıdemli araştırmacı Dr. H. A. Hellyer, İsrail’i diplomatik çabalarda potansiyel bir “bozucu” olarak tanımlıyor. Hellyer, “Tel Aviv’in çıkarı, İran’ı bölgesel bir güç olarak ayakta tutan herhangi bir ABD–İran anlaşmasını engellemek yönünde” diyor.

Pazar günkü saldırıların ardından Trump’ın Tel Aviv’e İran’a saldırmaması yönünde çağrıda bulunmasına rağmen, İsrail’in bu çağrıya ne ölçüde uyduğu konusunda tartışmalar yaşanıyor. Ancak askeri uzmanlar, İran’la uzun süreli bir çatışmada İsrail’in ABD desteğine bağımlı olduğunu belirtiyor.

İsrail’in Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Yehoshua Kalisky, “Bu savaşta İsrail’in çok uzun süre tek başına ilerleyemeyeceği konusunda şüphe yok” dedi. Askeri tarihçi Danny Orbach ise, İsrail’in İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmanın kendi güvenlik kaygılarını göz ardı edemeyeceği mesajını verdiğini belirtiyor.

Müzakere Aracı Olarak Gerilimi Tırmandırma

Üçüncü bir etken, gerilimin tırmanmasının müzakere stratejisinin bir parçası haline gelmiş olması. ABD ve İsrail’in süregelen askeri baskısı, yaptırımları ve deniz ablukasına rağmen, İran liderliği yerinde kaldı ve güvenlik aygıtı bütünlüğünü korudu. Muhaliflerinin öngördüğü iç karışıklık ise gerçekleşmedi. Bu durum, Tahran’ın dayanıklılık algısını güçlendirmiş olabilir.

İran, her ne pahasına olursa olsun çatışmadan kaçınmak yerine artık baskıyı göğüsleyebileceği düşüncesinde olabilir ve yeni kırmızı çizgileri uygulama konusunda daha istekli hale gelebilir. Uzmanlar, askeri baskı ile diplomasinin birbirini dışlayan unsurlar olmadığını vurguluyor.

Toossi, “İran diplomasiyi terk etmiyor” diyor. Lübnan, Körfez ve diğer yerlerde İran destekli grupların son dönemdeki faaliyetlerinin, daha geniş çaplı bir savaşı tetiklemeyi amaçlamaktan ziyade mevcut statükonun maliyetini artırmayı ve İran’ın pazarlık konumunu güçlendirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Hellyer da bu görüşü destekleyerek, “Mantık basit. Eğer İran’a saldırmak İsrail ve müttefikleri için bedelsizse, bunu bölgedeki daha geniş Amerikan çıkarları için maliyetli hale getirmek” diyor.

ABD’nin Etkisi

Son bir etken ise ABD’nin rolü ve nüfuzunu ne ölçüde kullanmaya istekli olduğu. İsrail’in başlıca askeri destekçisi olarak Washington, silah, finansman ve diplomatik destek sağlayarak çatışmanın seyri üzerinde önemli bir etki gücüne sahip.

Hellyer, bu etkinin ateşkesin kırılganlığını anlamada merkezi bir unsur olduğunu savunuyor. “Washington Tel Aviv’in değişmesini istiyorsa, bunu gerçekleştirecek etkiye sahip” diyor ve desteğe sınırlar getirileceği yönünde bir sinyal vermenin bile “Tel Aviv’in dikkatini hemen çekeceğini” ekliyor. Ancak Hellyer, ABD’nin bu etkiyi buna uygun şekilde kullanmamayı tercih etmesi durumunda, ateşkesin sürmemesinde sorumluluğu olacağını belirtiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu